12 Temmuz 2015 Pazar

YASEMİN GERALD VE RİONNA OSWALD RÖPORTAJI





YASEMİN GERALD VE RİONNA OSWALD RÖPORTAJI

Çiçek Kızlar’ımızın naif kadını, Yasemin’i yalnız yakaladım! Ve şimdi o çok meşhur ve etkileyici sorularım ile merakımıza ışık tutalım ;)

MRS. OSWALD : Çiçek Kızlar’ın diğer yarısı. Hoş geldin ;)
YASEMİN : Ne hoş bir karşılama bu böyle, hoş bulduk.

MRS. OSWALD : En baştan başlayalım. İlk evliliğin ve ailenin isteği üzerine yapmış olman. Kocanı hiç sevmiş miydin? Ne kadar pişman olursan ol yine de buna değdi dedin mi?
YASEMİN : Ailemin zorlaması istemediğim bir evliliğe sürüklenmemi sağlayacaktı ve ben de kendi ipimi kendim çekerim diye düşünerek eski eşime gitmiştim. Onu sevdim mi? Hayır. Ama buna değdi mi diye sorunca kendime, değdiğini düşünüyorum. Çünkü ben o darbeyi, o tecrübeyi yaşamasam gözüm açılır mıydı bilmiyorum. Eski evliliğime kişi olarak değil, hayatımda bir zamanlar yer alan kaldırım taşı olarak bakıyorum. Yolu ilerletmek için taşlarınız olmak zorunda…

MRS. OSWALD:  Erken ve zoraki evlilikler hakkında ne diyeceksin?
YASEMİN : Erken ve geç olarak ayırmak istemiyorum aslında ama erken evliliğinin sıkıntıları büyük oluyor. Olgunlaşmamış bir beyin, nasıl olurda iki kişilik düşünebilir. O sebeple erken evliliğinin kişileri yarı yolda bırakan bir girişim olduğunu düşünüyorum. Ama geç evlense de olgunlaşmamış olan beyinler de bu yarı yolda bırakma işini gayet hakkıyla yerine getirebiliyor.
Ancak zoraki evlilik dersek işin rengi değişiyor. Erken evlilik ne olursa olsun tercihtir ama zoraki evlilik geç bile yapılsa işkencedir hem fiziksel hem ruhsal…


MRS. OSWALD :  Nergiz’in cesareti ve kararlılığı, onun yaşadıklarından sonra aldığı karar hayatınızın değişmesine neden oldu. Nergiz olmasaydı yapabilecek miydin?
YASEMİN : Nergiz olmasaydı yapamazdım. Çünkü ben hep yanımda birinin olmasına ihtiyaç duyuyorum. Koruyacağım biri hep olmalı, sığınacağım biri hep olmalı, annelik yapacağım biri hep olmalı. Bu tek başıma ayakta duramayacağım anlamına gelmesin ama ben kolay kolay bencil olamam. Haksızlık yapamam.
Mesela o gün eski eşimin karşısına Nergiz olmasa çıkamayabilirdim. Ne olursa olsun kırmaktan, bir üzüntünün sebebi olmaktan korkarım. Kendim kırılırım, kırmamak için direnirim.


MRS. OSWALD:  Hadi bana Nergiz’i anlat?
YASEMİN : Nasıl anlatayım ki? Nergiz asla düşman edinmek istemeyeceğiniz bir kişiliktir. Hele onun sevdiğine zarar verdiyseniz bence kaçın. Bu bir zamanlar beni zor durumda bırakıyordu.
Nergiz sırtınızı korkusuzca dayayacağınız bir kadın. O benim minik annem. Huysuz edepsiz, cazgır ama olsun… Birbirimizi tamamlıyoruz böylece.

MRS. OSWALD :  Nergiz’in başına gelenler onun aşka inancını kaybettirdi. Onun yaşadıkları hakkında ne düşünüyorsun?
YASEMİN : Nergiz’in başına gelenler hakkında konuşmak istemiyorum. Onunla sohbet ettiğinizde sorarsınız, gerektiği kadarını anlatır.

MRS. OSWALD :  Tecavüz desem?
YASEMİN : Çok fazla konuşmak istemediğim bir konu. Tek söyleyebileceğim, hayvanlık olarak adlandıranlara bile karşıyım. Hayvanlık bu değil. Vahşet ve canilik…

MRS. OSWALD :  Aileniz kararlarınızda yanınızda olmasaydı ne yapardın?
YASEMİN : Zaten çok yanımda oldukarını söyleyemem ama beni kararlılığımı görünce teslim oldular. Yani pek bir şey değişmezdi. Ben yine yoluma bakardım Nergiz’le.

MRS. OSWALD : Nergiz ve seni kıyaslasak? Aşk hakkındaki düşüncelerinizi kıyaslasak?
YASEMİN : Ben aşka tamamen teslim olabiliyordum. Benim zaaflarımı ve hassas yönlerimi göstermekten yana korkum yok. Nergiz’in tam tersi durum söz konusu. Nergiz zayıf yanlarını göstermekten nefret eder ve bizi en çok aşk zayıf bırakır, güçlendirdiği kadar. Erkan’dan başka hiç kimse Nergiz’in bu sınırını geçemezdi, çünkü Erkan izin istemedi.

MRS. OSWALD : Soner’den önce aşk desem ne dersin?
YASEMİN : Adını duymuşluğum vardı. Belki kıyısından tatmıştım da ama Aşk’ın bütününü Soner’le gördüm. Onunla yaşadım ve yaşıyorum.

MRS. OSWALD : Nergiz’le çıktığınız yolda hiç korktun mu?
YASEMİN : Nergiz’le birlikteyseniz korkmak gibi bir lüksünüz yok. Gelip sizi bir silkeler, korkunun yerine sinir kalır. Daha fazla umut kalır.

MRS. OSWALD : Korkularınızın üzerine gitmek için sadece cesaret yeterli mi? İkinizin yaşadıkları için sadece cesaret yetti mi?
YASEMİN : Elbette hayır. Çok cesur olsanız da karanlık sokaklar, bilinmeyene atılan yalnız adım korkutur. Batacaksanız da yanınızda sizinle batacağını bildiğiniz biri olmayınca cesaret bana göre yeterli değildi.
Korkmadım mı ? Elbette korktum ama her korktuğum da bana ihtiyacı olan kıza baktıkça güçlü durmam gerektiğini düşündüm. O beni için savaştı, ben onun için güçlü oldum.

MRS. OSWALD : Kadınlık desem? Sadece seks ibaresi midir?
YASEMİN : Elbette değildir ama maalesef böyle gören kesim çoğunluktadır. Bunun için sadece erkekleri suçlamamak lazım. Kadınlarımız, kadınlığını kullanarak bir şeyleri elde etmeye çalışıyorsa, erkeklerin ve toplumun öyle görmesi de normal değil midir?

MRS. OSWALD: Göğsünde kitle olduğunu öğrendiğinde ne hissettin? Göğüsleri olmadan bir kadın desem?
YASEMİN : Çok zor. Evet önce sağlık ama inanın yaşamadığınız zaman bilemezsiniz. Kadınsınız ve size aynada dahi kendinizi özel hissettiren, anneliğin ve kadınlığın simgesi olan bütününüz eksik…
Memesi olmayan kadın elbette yine kadındır, özellikle sevdiklerinin gözünde ama o kadının içi hep bir parça eksiktir…

MRS. OSWALD : Meme kanseri bir kadın için korkulu bir rüya. Meme kanseri için ne dersin?
YASEMİN : Meme kanseri var olan kanserler arasında teşhisi erken koyulduğunda en az korkulan hastalık. Ama elbette her hastalıkta olduğu gibi bunda da ihmal kötü sonuçlara yol açabiliyor. Belli yaşın üstünde, hele de risk taşıyan gruptaysa her kadın mutlak kontrollerini yaptırmalılar. Başa gelmesini beklememek lazım.

MRS. OSWALD : Nergiz’in o zamanki yardımları için söyleyeceklerin var mı?
YASEMİN : O zaman ve her zaman… Nergiz hep gerektiği yerde, gerektiği kadarıyla yanımdaydı. Zaman zaman abartsa da.
Nergiz sizi asla pışpışlamaz ve inanın o an öyle bir ruh haline giriyorsunuz ki birilerinin yüzünüze gerçekleri vurması gerekiyor. Fazla söze gerek yok… Nergiz o anlarda ne tokadını, ne şefkatini benden eksik tutmadı.

MRS. OSWALD : Soner ile yurt dışındaki bir seminerde tanıştınız. Ya o zaman onu kaybetseydin? Bir daha hiç olmasaydı?
YASEMİN : Bu zaman zaman aklıma gelir. Şu anda bunu düşünmek kanımı donduruyor, nefes alamadığımı hissediyorum. Ama sanırım o zamanlar sadece Amerika’da birkaç saat gördüğüm birinin yokluğununun bana neler kaybettirdiğini bilemeyecektim ve yaşadığım hayatı güzel kılmaya çalışacaktım.
Yaşamadan kazanamadığınız, kazanmadıkça da kaybetmekten korkmadığınız şeyler vardır…

MRS. OSWALD : Soner ile aranızdakiler ilk aşk olabilir mi? İlk görüşte aşka inanır mısın?
YASEMİN : İlk görüşte aşka inanırım. Ama aşkın beslenmesi gerektiğine de inanırım. Eğer Soner benim ruhumu beslemeseydi, bana kendini o şekilde sunup, beni ihtiyacımın olduğu şekilde almasaydı ilk görüşte aşk hüsran ve acı getirebilirdi.

MRS. OSWALD : Onun doktorun olması seni rahatsız etti mi? Hiç utandın mı ona açılmaktan, mecbur kalsan onun göğüslerini almasından?
YASEMİN : Hayır. Kendi adıma bundan rahatsızlık duymadım. Ama bir gün mecbur kalsaydım ve göğüslerim alınacak olsaydı, bunu kocama yapmak istemezdim. Onu bu ağır sınavla sınamak istemezdim.


MRS. OSWALD : Göğüslerini aldırdın diyelim, Soner’e arkanı dönüp kaçar mıydın?
YASEMİN : Asla. Arkamı da dönsem o her zaman döndüğüm yerdedir… Göğüslerim alınınca yarım olacaksam, Soner olmadığında yok olurum.

MRS. OSWALD : Bunu iyi şekilde atlattığın için mutlu oldum. Ve gelelim yakışıklı doktorumuz Soner’e. Soner desem?
YASEMİN : Sohbete başladığımızdan beri kelimelerimde saklı kalan adam derim. O benim için bakmak, görmek, susmak, konuşmak…

MRS. OSWALD : Soner’i tanıdıktan sonra aşk desem?
YASEMİN : Anlatabilsem keşke.

MRS. OSWALD : Yarı Türk yarı Fransız bir aşk gözünü korkuttu mu? İnanışlar farklı, din farklı sonuçta?
YASEMİN : Hiç aklıma bile gelmedi. Soner’in bana evlenme teklif ettiği ve kendi aşk yeminimizi yaptığımız o geceye kadar farklı bir dinde olduğumuzu dahi hissetmemiştim ve hissettiğim anda da Soner’le en tepede buluştuğumuzu fark ettim.

MRS. OSWALD : Ondan ikizlerin olması sana ne hissettirdi? Üstelik Çiçek Kızlar’ın Çiçek Kızları
YASEMİN : İkiz veya tek… Ona ait bir parçaya sahip olmak dünyanın bana veridiği en güzel hediye. Ama ne mutlu bize ki yaradanımız bize çift hediye vermeyi istemiş. Kızlarımız bizim birleştiğimiz hayatın tacı…

MRS. OSWALD : Nergiz’in geçirdiği ameliyat ve bebeğinin olmaması seni nasıl etkiledi?
YASEMİN : Açıkçası o an bebek olayından çok, Nergiz’in sağ kalmasıyla, sağlıklı olmasıyla ilgileniyordum…

MRS. OSWALD : İkizlerinin olması seni hiç üzdü mü? Nergiz yanı başında anne olamayacakken senin anne olman?
YASEMİN : Bir dönem çok kötü bocaladığım ve Soner’i de korkuttuğum doğrudur. Ama sonra yine üstesinden geldik.

MRS. OSWALD : Nergiz’in bütün aileye çektirmesi hakkında ne dersin?
YASEMİN : Hiç kimseye hak etmediğini çektirmedi. Benim akıl küpüme laf yok.

MRS. OSWALD : Aileniz hakkında ne dersin? Bütün o deli dolu kadınlar, Deli gibi seven odun erkekler?
YASEMİN : Bunlar fazla ya da eksik, ama bir ailede olması gerekenler. Biz olması gereken en güzel örneğiz. Dilerim ki her ilişki ve her aile en az bizim olduğumuz kadar mutlu olur.

MRS. OSWALD : Aile geleneği yumruk yemeyen damat olmaz konusuna gelelim. Biraz acımasızca mı?
YASEMİN : Kesinlikle acımasızca ve bu geleneği başlatanda aslında ilk Kemal olmuş duyduğum kadarıyla. E sonrasında armut dibine düşe düşe bugüne kadar gelmiş. Tek tesellimiz bunun şiddet gibi görünse de kabulleniş sembolü barındırdığı 

MRS. OSWALD : Sıcak çikolata Erkan desem?
YASEMİN : Diğer yarımın oksijeni  Ve sorgusuz güveneceğim ikinci adam.

MRS. OSWALD : İkizler desem? Ve Damatlar?
YASEMİN : Ah kızlarım. Onlar hayatın ta kendisi. Saçları kırılsa canım yanar, güneş yüzlerine vursa ömrüm aydınlanır. Damatlarım içinde aynı şeyleri düşünüyorum. Onlar benim parçalarıma kendilerini adamış kocaman yürekli adamlar. Hepsini çok seviyorum

MRS. OSWALD : Çok keyifli ve samimi bir sohbet oldu. Sizce de öyle mi?
YASEMİN : Kesinlikle öyle oldu. Zaman nasıl geçti bilemedim.

MRS. OSWALD : Samimi cevaplarınız için çok teşekkür ederim. Sürç-i lisan ettiysem affola.
YASEMİN : Asıl ben teşekkür ederim. Bu samimi ağırlayışın için.

MRS. OSWALD : Yeniden görüşmek üzere, kendinize ve o özenilen muhteşem ailenize iyi bakın. Okuycularınıza söylemek istediğiniz son bir şey varsa seve seve dinleriz.
YASEMİN : Elbette görüşeceğiz. Daha güzelleri sizin olsun.
Okuyucularıma onları çok sevdiğimi söylemek istiyorum. Beni ve ailemi yalnız bırakmayıp sahip çıktıkları için onlara minnet borçluyum.




10 Temmuz 2015 Cuma

Huysuz Ve Ruhsuz

Yazarımızın 3. Kitabının tanıtımı :) Haydi buyrunnnn :))


İnadına Aşk Karakterleri :)





“İşimi severim. Aile ve arkadaşlarıma düşkünüm. Ama aşk konusunda güvensizim." (Ezgi Aksoy)                                         Girdiğim her ortama uyum sağlarım. Arkadaşlarımla vakit geçirmek bana enerji verir.”(Deniz Aras)                      




 " Haksızlığa ve şımarıklığa tahammül edemem. Her zaman söyleyecek bir çift lafım vardır” (Defne Barutçu)

“İnsan ayrımı yapmam ama gösteriş meraklıları benden uzak dursun. Zeki ve doğal insanları severim.” (Yalın Aras)

“İnsanları her haliyle kabul etmekten yanayım. Tatlı dilimle çözemeyeceğim sorun yoktur.” (Yeşim Aras)           “Seven insan kıskanır. Ben de değer verdiğim insanları kıskanırım.”(Çınar Barutçu)
“Arkadaşlarımın görüşlerine önem veririm ama hayatıma, kendi kararlarımla yön veririm.”“İlk başta herkese huysuz görünürüm ama tanıdıkça çok sevilirim. Aile ve arkadaş bağlarımın kopmaması için hep toparlayıcı görevdeyimdir.” (Pembe Barutçu)                                            “Eski insanların kibarlıklarına hayranım. Tüm canlılara nazik davranmak gerektiğine inanırım.”         (Süreyya Aras)                                                                                                                                                                                                                                                 “Arkadaşlarımın görüşlerine önem veririm ama hayatıma, kendi kararlarımla yön veririm.” (Leyla Barutçu)                                                Bir işe başlamadan önce tüm detaylarını araştırıp öğrenirim. Belirsizliğe gelemem.”(Toprak Barutçu)

3 Haziran 2015 Çarşamba

İNADINA AŞK'IN DİĞER TANITIMLARI



2.tanıtım


3.tanıtım


4.tanıtım


5.tanıtım


YENİ DİZİMİZ "İNADINA AŞK"





Aaaa!!! Orda bir NEHİR ERDEM mi gördüm? Evet tam tahmin ettiğiniz gibi  NEHİR ERDEM'İN senaristlerinde biri.















Bu ilk tanıtımı dizimizin acaba hangi Nehir karakterlerini anımsatıyor? Bence de bence de Tam Memet ve Yeliz

19 Mayıs 2015 Salı

Deli Divane nam-ı diğer Benden Sanane, Senden Banane!


 Benden Sanane, Senden banane.. Yani Deli  Divane'mizin tutkulu çifti mehmet ve Yeliz'i okumayan kalmamıştır herhalde ;)

S. Soner Gerald ve Rionna Oswald Röportajı !!




       SONER SAMUEL GERALD VE RİONNA OSWALD RÖPORTAJI

YAKIŞIKLI  DOKTOR  SONER’İ  GÖRMEK  ZOR  OLUYORDU  EH BİZ DE KENDİSİNİ  PARİS DE YAKALADIK.  ÇOK SAĞOLSUN  SONER  KENDİ  GELEMEYİNCE  BENİ DAVET  ETTİ. E BEN DE KAÇIRIR MIYIM HİÇ, HEM SONER’İ HEM PARİS’İ J

OSWALD : Sonerciğim bu cazip teklifin çok iyiydi. Paris en sevdiğim şehirlerden biridir. Senin kendi memleketinde röportaj yapmak ise ayrı bir güzel olacak. Başlayalım mı ?

SONER: Memnun olmanıza sevindim. Hoş geldiniz diyeyim o zaman ve başlayabiliriz.

OSWALD: İlk sormak istediğim ebeveynlerinin bu farklı din ve ülkelerde olmalarına rağmen aşık olup evlenmeleri. Aynı şekilde sanki tarih tekerrürden ibaretmiş  gibi senin de bu şekilde evlenmen.  Bu tür evlilikler hakkında ne düşünüyorsun?

SONER: Evliliğin en büyük bahanesi aşksa, Aşk din, dil, ırk, yurt gözetmez. Bu sebeple önemli olan ortak aşkın dünyasına girebilmektir. Üstelik ben iki kültür arasında büyüdüğüm için, bu yola korkusuzca girebildim ama aşkı ve birlikte olmayı farklı gözle görenler için zor olabilir.


OSWALD: Yarı Türk yarı Fransız olmak konusunda ne düşünüyorsun?


SONER: Yarı gökyüzü, yarı deniz demek gibi bir şey. İkisi de başka ufuklar, başka derinlikler ama ikisi de mavi.

OSWALD: Mesleğini seçmene ne sebep oldu? Neden doktorluk? Neden  Bir hikayesi var mı?

SONER: Notlarınız çok iyiyse, çalışkan ve sorumluluk sahibi bir çocuksanız topum sizi bir şekilde yönlendiriyor aslında. Sizden çok şey beklenebiliyor. Benim doktor olma hayallerimde böyle başladı. Bir de insanlara umut olmak güzel. Kendimi değerli hissettiğim en kutsal yer hastalarımın yanı.

OSWALD: Yasemin ile tanışman verdiğin bir konferansta oldu. Daha sonrasında ise meme kanseri sebebiyle yeniden bir araya geldiniz. Onun hastalığı sana ne hissettirdi?

SONER: İlk tanıştığımız gün anlattıkları bana hemen hemen her gün bir bakla hastamın anlattıklarına benzeyen duygulardı. Her hastamda hissettiğim duyguyu hissetmiştim o zaman. Gurur duymuştum. Ben güçlü duran her hastamla çok fazlagurur duyuyorum. Ama sonrasında, Yasemin’e olan hislerim büyüdükçe korkularımda büyüdü. Aramızda kalsın ama benim içimde bir yerlerde hala o korku durur. Bu yüzden altı ayda bir ona doktor olarak dokunmaktan vazgeçmedim.

OSWALD: Eğer onun göğsünü almak zorunda kalsaydın ne hissederdin?

SONER: Onu kurtardığımı düşündüğüm her an sadece mutluluk hissederdim. O göğüs benim karıma hastalık getirecekse aramızda yeri yok zaten. Ama ben karımın duygusallığını ve hassaslığını çok iyi bildiğimden dolayı her gece Tanrı’ya şükrederim. Beni o durumla sınamadığı için.

OSWALD: Kadınların meme kanserine karşı olumsuz düşünceleri hakkında ne düşünüyorsun?

SONER : Meme kanseri  artık günümüzde en az korkulan kanser çeşidi. Ama her kanserde olduğu gibi bunda da en çok can alan faktör ihmal. Olumsuz düşünceleri sonucunda iş ihmalliğe varıyorsa kaybetmişler demektir.

OSWALD: Diğer yarı Nergiz desem?

SONER: Of! Benim en belalı baldızım. Nergiz… Aslında ben Nergiz’e çok şey borçluyum. Zamanında o gücü gösterip, Yaseminime güç vermeseydi beklide biz hiç olamayacaktık. Nergiz o deli cesaretiyle bana koskocaman bir hayat verdi. Bir de ikimizin de ortak bir değeri var. Yasemin. Zaman zaman bunun için karşı taraflara düşsek de ben biliyorum ki Nergiz var oldukça benim karıma ben dahi kötülük yapamam.

OSWALD: Başına bela olan Nergiz’e hiç gıcık olduğun oldu mu?

SONER: Sık sık… Nergiz’in böyle bir potansiyeli var. Bazen seviyor mu, dövüyor mu anlayamıyorum bile. Şu hayatta en çok Nergiz’le kavga etmişimdir. Ama en çok sevdiğim insanlar arasında listenin en başlarındadır.
OSWALD: Nergiz’in geçmişinde yaşadıkları hakkında ne söylersin?

SONER: Açıkçası bunu ilk duyduğum zaman çok şaşırmıştım. Bir insanın gücünün arkasına ne kadar büyük acılar saklayabileceğine şahit olmuştum. Belki o acılar Nergiz’i bugünkü Nergiz yaptı ama yine o acılar Nergiz’i uzun süre içinde saklandığı ve bazı kişiler harici hala saklanmakta olduğu kabuğa mahkum etti.

OSWALD:  Onun hiç çocuğu olmaması ve bunu öğrendiğiniz anda ne hissettin? Onun gözü önünde kendi kızlarınla mutlu olmaktan rahatsız olduğun oldu mu hiç?

SONER: Bu durum öyle karışık ki bende. Yasemin’in hamile olduğunu ilk öğrendiğimde aklıma Nergiz ve Erkan gelmeden aşırı mutlu olmuştum. Yasemin’in o anki telaşını ve üzüntüsünü anlayamamıştım. Hatta bunun için Nergiz’i suçladığım zaman olmuştu. Ama sonunda Nergiz öyle bir laf etmişti ki… “Bana sorgusuz sığınacak ve sevgisini verecek olan bir bebekten, beni ikinci kez mahrum edemezsiniz,” demişti. İşte Nergiz’in gücü yine bu cümlede saklıydı. Açıkçası Nergiz bu kadar güçlü olmasaydı ve sorgusuz bize ve çocuklara sevgisini bu şekilde sunamasaydı bundan rahatsız olabilirdim. Çocuklarımı doya doya sevmeyi yine Nergiz’e borçluyum aslında. Çünkü Yasemin Nergiz’in üzüldüğünü hissettiği an kendi sevincini gölgede yaşayabilirdi, dolayısıyla ben de öyle…

OSWALD: Herkese kafa tutan Nergiz’in sadece Kaptan’dan ölesiye korkması çok komik. Sen ne diyorsun?

SONER: En büyük intikam silahım. Sadece benim değil, tüm ailenin. Eşin, dostun… Ne kadar saklarsa saklasın Nergiz’in içinde hala bir çocuk var ve o çocuk hayvanlardan çok korkuyor. Bu komik olmazdı aslında ama korkan kişinin bize kök söktüren Nergiz olması durumu bir hayli komik hale sokabiliyor.

OSWALD: Baba yarısı Erkan’ın geçirdiği kaza hakkında ne düşündün?

SONER: Olabilir bir şey. Hayat hepimize bir çok sürprizler veriyor. Kimi iyi, kimi kötü. Erkan için bunun çok zor olduğunu biliyorum. Hayatınızın anlamı haline gelmiş yaşama biçiminizden vazgeçmek.. Hem de olabilecek en acı şekilde. Burada da Erkan’ı kurtaran yine Nergiz’dir. Erkan’ın kaza sonrası düşman olduğu aşk kavramını ateşleyen ve Erkan’a ikinci bir hayat sunan Nergiz’e duyduğu aşktı.

OSWALD: Ailenin hoş geldin yumruğu geleneğini nasıl buluyorsun? J

SONER: O yumruk başa çok işler açtı. Acilen yok edilmesi gereken bir gelenek ama atan da memnun, yiyende… Bu durumda yapacak bir şey yok sanırım…

OSWALD: Ailenin diğer üyeleri hakkında ne düşünüyorsun bakalım?

SONER: Çok söze gerek yok. Aile kavramının gerçek anlamda karşılığı hepsi. Güveneceğiniz koca bir aile… Daha ne olsun ki?

OSWALD:  İkizlerin olacağını öğrendiğinde ne hissettin?

SONER: O an içime doğan şeyi çok net hatırlıyorum. “Bir Nergiz ve Yasemin’i daha bu dünya kaldırabilir mi?” Üstelik cinsiyetlerini bilmiyordum bile. Ama gördüm ki kaldırabiliyormuş. Biraz zorlansa da…

OSWALD: Yasemin’in Nergiz için bebekleri istememesi ve Nergiz’in vereceği tepkiyi bilememek sana ne hissettirdi?
SONER: Çaresizlik… Yetememek… Eksik kalmak… Nergiz’in sağı solu belli olmazdı. Gerçi Yasemin’e olan bağlılığına inanmak gerekiyordu o an… Bu bağa inansam hiç korkmama gerek kalmazdı ama düşünememiştim bile. Çünkü ben o ara Yasemin’in Nergiz’e olan bağlılığıyla öylesine bir çıkmazdaydım ki…

OSWALD: Yasemin desem?

SONER: Ömür boyu bitiremeyeceğim dizeleri sıralarım, yine de yetersiz kalır. Kısacası Yasemin hayat demek. Acısıyla, tatlsıyla, kahkahasıyla, gözyaşıyla… Tutkusuyla… Şefkatiyle.

OSWALD: Aşk desem Soner, neler dersin bana ? Aşk sınırsız ve zamansız mıdır?

SONER: Aşk bildiğiniz tüm kavramların dışındadır. Kalıpsız, sınırsız, korkusuz. İçinde bencillik vardır, şımarıklık vardır, özveri vardır, sonsuzluk vardır. Aşk bambaşkadır ve en gerçeği benim için, Aşk Esmer Bir Güneştir. Karımın gözlerinde doğan, bedeninde ruhunda yaşayan, gözlerinde batan.

OSWALD: Gelelim sevenlerinden gelen sorulara.Öncelik olarak evin küçükleri merak konusu.Bir hayranınız Lal ve Lalin’in en eğlenceli çocukluk  anısını merak etmiş.

SONER: Ahh!O ikisinin çocukluğu  bir çok eğlenceli anı ile dolu.Hangi birini anlatayım diye düşünürken aklıma Nergiz ile mutfağı ateşe verdikleri görüntü geliyor. O gün Erkan ile beni en fazla çıldırttıkları gündü.Birine bir şey olacak diye aklımız çıkmıştı.Ancak aklımıza geldiğinde en çok güldüğümüz anımız da odur.

OSWALD: İkinci bir merak konusu da bu kadar odunun içinde nasıl anlayışlı bir baba ve koca olabildiğin konusunda.

SONER: Aslında bunun cevabı çok basit.Bambaşka bir ülkede bambaşka bir kültürde yetiştim.Bu yüzden diğerlerine göre daha sakinim. Bir de karakter yapısı sanırım.

OSWALD:Son olarak Yasemin hakkında bir sorumuz var.Yasemin ile yaptığın en büyük kavga nedir?

SONER: Pek kavgamız olmaz aslında.Ama en büyük kavganız ne diye sorarsanız.Yine belalı baldızım ve onun arsız kocası derim.Bu iki dengesiz kavga etmişti.Ben Erkan’ı Yasemin ise doğal olarak  Nergiz’i tutmuştu.Bu herhalde en büyük kavgamızdır.Yani anlayacağınız en büyük kavgamızı bile Erkan ve Nergiz’in gazıyla yapmışız.

OSWALD:Bu keyifli  şöylesi için teşekkür ederim, Yasemin’e sevgiler.

SONER: Asıl ben teşekkür ederim. İletirim.


Ve bir sonra ki röportajda görüşmek üzere!! J




16 Nisan 2015 Perşembe

Yeliz Gürmanoğlu & Rionna Oswald Söyleşisi


Ve yine karşınızda ben, Rionna Oswald J Bu sefer Nehir Serisi ailesinin çenebazı, tatlı mı tatlı cadısı, Karadeniz’in hırçın adamını yola getiren Yeliz Gürmanoğlu!!! Yeliz’im senin için Karadeniz’e geldim ve beni çok hoş karşıladığın için teşekkür ederim. Artık başlayalım….


Oswald :  Tekrar merhaba.  Yeliz, bu kadar konuşmak için bir çaba sarf ediyor musun yoksa nefes almak gibi mi? Çenen hiç ağrımıyor mu?

Yeliz: Sana da merhaba tatlım ve hoş geldin. Çok konuştuğumu iddia ediyorsunuz ama bir tane cümlemi bile konuşma sonunda hatırlamıyorsunuz. Bu da demek oluyor ki aslında yetersiz konuşuyor olabilirim. Yani daha fazla konuşsam belki hatırlarsınız. Denesek mi ne ?


Oswald: Denemesek ? Nefes aşkım deyip, seni öpen bir adama sahip olunca konuşmak daha bir keyifli oluyordur sanırım. Bu söyleşinin çok uzun süreceğine dair bir his var içimde J Peki bu ailende var mı hiç? Bu kadar, nasıl desem, geveze olmak?


Yeliz:Ah! Susturulma şeklime hiç girmesek daha iyi. Genelde iyi bir susturma biçimi ama bazen hızımı alıp giderken koca bir oduna çarpmış gibi durmak zorunda kalıyorum, bu da sinir bozucu olabiliyor. Neyse… Ailemde var mı diye sordun değil mi? Benden öncesi yok bebeğim, ben ilkim. Ama benden sonra geldi. Önce yeğenim, aşkım, bebeğim Arda’m geldi. Gerçi o bir yerde kendini frenlemeyi öğrenmiş. Ee ne de olsa odun modeli adamların genlerini taşıdığı için… Sanki konuşan insanın karizması çiziliyor. Peh! Neyse, bir de kızım var tabii… Beliz’im. O da bana benzemiş, sizler gibi az konuşmuyoruz ;)


Oswald: Ailenin göz bebeğisin. Çapkın ve bir zamanların ruhsuzu olan Yağız dersem ne dersin? Ve ona inat daha sakin olan Yiğit dersem?


Yeliz:  Ayyy! Onlar elbette benim aşklarım. Yağız abim daha çok abi gibidir. Yani korkabilseydim eğer ondan korkabilirdim. Ama kıyamazda. Göründüğünün aksine nasıl yumuşak kalbi vardır onun bi’bilseniz. Gerçi yine de benim bu sözümü duymasa daha iyi, sonra başlar gürlemeye “Sen bana yumuşak mı dedin” diye. Ve Yiğit… Canım benim yaaa, biz daha çok arkadaş gibiyiz aslında Yiğit abimle. Daha ılımandır o. Hoş ummadığınız taş baş yarar hesabı bazen durur durur bombayı patlatır ya neyse… Kısacası bu iki adam bana ne kadar şanslı olduğumu gösteren en özel adamlar.


Oswald: Rabia Sultan ve sen çok benziyorsunuz. Onun hakkında, tanışmanız, beraber kalmanız hakkında ne dersin?

Yeliz: Rabiiişşş… Gerçekten çok benziyoruz. Tek farkımız,ben on cümleyle meramımı anlatırken, o kısacası “Afkur köpeğum” deyip konuyu kapayabiliyor :D Ben ilk önceleri baya korkmuştum aslında Rabia Sultandan. Hiç bilmediğim bir coğrafya, hiç bilmediğim insanlar. Bir de deli kadın tabi. Ona benzediğimi anladığım zamana kadar hep tedbirliydim ona karşı. Ama sonra baktım ki gelin babaanne toprağındanmış, rahatladım :D


Oswald: Rabia Sultan’ın Mehmet ve seni hem bir araya getirme çabaları, hem de uzak tutma çabaları çok içten ve keyifliydi. Bunun hakkında söyleyeceklerin vardır elbet?

Yeliz: Ayy kız gerçekten dimiiii… Ben unutmuşum bak. Hatun bizi bir araya getirecek ama ellettirmeyecek :D Canım yaaa, yerim onu ben. Ama bunun sebebi beni benimsemesiydi. Memet torunu dahi olsa babaannem aslında hep benim tarafımdaydı. Bu yüzden beni koruyordu o temiz kalbinin yettiğince J))


Oswald: Ve gelelim, dedesine çekmiş olan Karadeniz’in divanesi  Mehmet’e.  Onunla tanışmanız ayrı bir olay. Bir adamın bacak kaslarına aşık olmak herkesin başına gelmez. İlk tanışmanız için ne diyeceksin geriye dönüp baktığında?

Yeliz: Ama şekerim yani o bacakları görenin tutulmaması mümkün değil, tutulması da tarafımca yolunması demektir. Kısacası evet. Bu tuhaf bir olay olsun ve kocamın o seksi bacaklarına sadece ben tutulmuş olayım. Ha, ne diyorduk, ilk tanışmamız… Kuzum resmen şok olmuştum. Benim gibi çenesiyle var olan birine laf yetiştiren bir dağ öküzü vardı karşımda. Ben şaşırmayayım, kimler şaşırsın. Ama öyle de tatlıydı ki… Hele homurdanırken… O suratını şöyle sallandırıyordu aşağıya, “Bu etek giyilur mi? O ağaca niye tünedun? Riv riv da riv rivJ” Bin kere daha o yoldan geçsem, bin kere daha o adamı görsem, binincisinde de o adama vurulurdum ben yine J


Oswald: Çok imrenilesi bir tanışma ve daha nice binlere diyelim. :)  Onun bu kadar odun olmasından hiç rahatsız oldun mu? Keşke şöyle olsaydı demiş miydin?


Yeliz: Yooo, asla… Memetime yakışmıyor ki incelik. Adamın coğrafi ve fizyolojik yapısına aykırı yani. Asla rahatsız değilim ve benim kocam olduğu gibi muhteşem.

Oswald: Mehmet’in iş hayatındaki başarısı hakkında ne demek istersin?

Yeliz: Memet’in iş hayatındaki başarısı tamamen köklerine olan bağlılığından kaynaklanıyor bir de aşırı derecede dürüst olmasından. Yoksa çok fazla turizmci, girişimci şirketler var. Ama o yaylaya, o dağın eteğine modern bir mimari yapsanız ne kadar işler sizce? Ya da kurduğunuz tesis sadece keyfinize hizmet etse? O rahatlığı her yerde bulursunuz. Ama Memet müşterilerin adım attığı yerlere dahi tarihinden bir parça yerleştiriyor. Böylece siz tatilinizin içine resmen Tarih turu yerleştiriyorsunuz. Bu da çok yönlü başarının anahtarı oluyor.

Oswald: Yengen Doğa hakkında konuşalım. Yağız ve Doğa’nın hayatındaki kayıp yıllar yaşanırken, asıl olayı gördüğünde küçük bir şok yaşadın. Sonrasında her şeye, herkes geç kalmıştı. Pişman oldun mu? Belki zamanında konuşabilseydin değişebilir miydi?


Yeliz: Çook. O ayrı geçen yıllar boyunca bunun vicdan azabını çok çektim. Sonra abim Doğa’yı bulduğunda bu konu hakkında Doğa’dan af dilemiştim ve o yüce gönüllü hatun bunun sözünü bile yaptırmamıştı bana. Ama benim vicdanım hep bir parça rahatsızdır bu durumdan. Biz ailece o ayrı geçen zamanı hiç yaşanmamış sayıyoruz ancak bir anlık bile olsa Arda’mın gözlerinde veya sözlerinde geçmişe dair bir burukluk hissedeyim içten içe eziliyorum.

Oswald: Üç yılın sonrasında Arda ile yeniden dönen Doğa, seni etkiledi mi hiç? Yaşadıkları, mücadelesi. Ve o yokken abinin durumu nasıldı?

Yeliz: Doğa benim idolüm olan kadındır. Ben onun kadar güçlü olabilir miydim? Bilmiyorum. Arda’yı ilk gördüğüm an dedim ki “Çok iyi bir iş çıkarmış Doğa”… Abime gelirsek. Abim Doğa’ın yokluğunda gerçek anlamda yoktu aslında. Kaybedince anladığı aşkının altında çok ezilmişti. Ona bakmak beni her zaman ezerdi.

Oswald: Huysuz ve Ruhsuz’da ayrıntıları göreceğiz bakalım. Ve yeniden Mehmet diyelim. Onun deli fırtınasında olmak nasıl bir şey? Onunla baş ederken yorulduğun zamanlar oluyordur?

Yeliz: Olmaz mı? Her duyguyu çok uçta yaşayan bir adam Memet ve aynı şekilde yaşatan bir adam. Ama Allah’tan ben yorulduğum kadar yoruyorum da ödeşiyoruz J

Oswald: Karşılıktı yaşantı gibisi yok J  İlk zamanlarınızda seni çıldırttığı bir gerçek. Bu konuda ne diyeceksin?

Yeliz: Çıldırtmakta laf mı? Adam beni sinir edebilecek her yolu deniyordu adeta. Ama sonradan, Memet’i tanıdıkça öğrendim ki aslında benim kocam net bir şekilde itiraf edemediği her duygusunu karşısındakiyle uğraşarak örtmeye çalışıyor. Sevdiği kişiyle didişiyor. Bir de sonradan bana söylediği şey , ben sinirlenince dayanılmaz oluyormuşum da, beyefendi onu kullanıyormuş J


Oswald: Bak sen Mehmet’e J  Ailenden ilişkinizi bu kadar çok saklamak istemenin sebebi neydi? Görünenin dışındakilerden bahsedelim mi?

Yeliz: Aslında özellikle saklamak için çabalamadım. Ama bir şeylerden emin olmak istiyordum. Görünenin dışından bahsedeceksek eğer ben bir zamanlar hayatıma mal olabilecek bir hata yapmıştım. Belki de içten içe kendime güvenim yoktu bilmiyorum. Sonrasında da Memet’in İstanbul’a gelirken sergilediği tavır… Ailem işin içine karışmadan ilişkimi yoluna sokmak istemiştim sanırım.

Oswald: Mehmet ile ilk beraber olduğunuz da senin bakire olmaman ve onun verdiği tepki canını çok yakmıştı. Ama ondan kaçarken yine ona sığındın. Neden?

Yeliz: Çünkü benim canımı yaksa da tek ilacım yine oydu. Beni gelip orada bulamasaydı bile, biz birlikte bir bütün olmasaydık bile ben Memet’i her özlediğimde ve her fırsatta yine o yaylaya kaçardım. Acımda Memet, ilacım da Memet. Ve bir şey daha var. Sanırım ben Memet’in beni bulmasını ve kendini bana affettirmesini bekledim. Bunu istedim. Bu yüzden de ondan tamamen gidemedim.

Oswald:  Eğer Mehmet sana geri dönmeseydi ne yapardın? Ya da sen onu affedemeseydin?

Yeliz: Bu soruyu bir üstte cevapladım sanırım. Eğer bana gelmeseydi, bulmasaydı ben yine onu yaşardım. O gün, o kırgınlıkla, üzüntüyle o yaylaya çıkarken bile içten içe biliyordum ki ben o adamı affedecektim. Onu affetmek istiyordum. Onsuz nefes alamayacağımı biliyordum. Önce ona içimi kusmalıydım, sonra affetmeliydim. Aksi olamazdı.

Oswald:  Bekaret hakkında ne dersin? Sadece aşık olduğun adamla beraber olmak mı yoksa değer vermenin bekaretten önemli olduğu mu?

Yeliz: Bu çok sınırda bir konu. Bir kadının kendine nasıl baktığına bağlı. Ama şunu anladım ki bekaret sadece kızlık zarı değil elbette ancak o özel anı sevdiğiniz adamla yaşamanın kutsallığı başka. Düşünün ki birlikte olduğunuz anın sonunda gözlerinize sevgiyle ve minnetle bakan bir adam var. Çünkü öyle somut bir şekilde ona ispat ediyorsunuz ki sadece ona ait olduğunuzu. Ha diyeceksin ki sen bu bakışı Memet’te görmedin mi? Elbette gördüm. Onunla her birlikte olduğum anın sonrasında benim kocam gözlerime kalbimi yerinden koparacak bir aşkla, sahiplenmeyle, gururla bakıyor. Yani bekaret olayı kadının bakış açısıyla alakalı bir olay. Bir ilişkinin gidişini ve yönünü belirlemesi çok yanlış. Aşk her şeyin üstündedir çünkü…

Oswald: Evet kadının bakış açısı önemli. Peki, Begüm desem?

Yeliz: O benim akıl küpüm. O kadının zekasına ve duruşuna hayranım. Kalite kokuyor hatun J

Oswald: Karadeniz desek?

Yeliz: Aşk derim J Her anlamda. Bana aşkı getiren, aşkı yaşata, aşkıma mesken, aşkıma sözlük…

Oswald: Gelelim sevenlerinden gelen sorulara. Aslında iki ortak soruda buluşmuş gibiler. Birincisi nefes depolayıp depolamadığın J

Yeliz: Ahahaaaa J Hayır , depolamıyorum. Nasıl oluyor bilmiyorum ama bir yandan o nefesi tüketirken diğer yandan doluyor. Hoş benim kocam hala bunu anlamış değil ve bana sürekli “nefes aşkım nefes” deyip duruyor ya neyse ;)

Oswald: İkinci soruda bu cadılıkları yapmak için üstün bir çaba harcayıp harcamadığın.

Yeliz: Aaa kim? Ben mi cadıyım? Ne münasebet… Kim demiş? Hayır yani cadı görmesek… Bilmeyen de inanacak. Ben kim, cadılık kim? Duymamış olayım :D
Şekil A: Asla özel çaba harcamıyorum, tamamen iç güdüsel ;)

Oswald: Harikasın ne diyeyim J Son sorum. Cevabını her ne kadar bilsekte, Memet’ten duymayı en sevdiğin cümle nedir?

Yeliz: Nefes Aşkım Nefes ;)

Oswald: Bu keyifli söyleşi ve içten cevaplar için çok teşekkür ederiz. Umarım hayatınızda her şey şu anki gibi güzel geçer. Tekrar görüşmek üzere. J

Yeliz: Ben teşekkür ederim. Çok eğlenceli bir söyleşiydi ve Erkan’ın dediğinin aksine zorlayıcı, tatmin edici soruların var ;) Senin de yolun açık ve bizimle olsun Mrs.Oswald ;)